ERP Seçimi: Geleceği Şekillendiren Stratejik Bir Karar
Dijital dönüşümü hayata geçirirken, ERP (Kurumsal Kaynak Planlama) yazılımı seçimi, bir işletmenin geleceğini şekillendiren en kritik kararlardan biridir. Ancak, bu kritik karar, bazen yüzeysel bir yaklaşımla ele alınabiliyor. İşte tam da bu noktada “görücü usulü ERP seçimi” metaforu devreye giriyor.
Görücü Usulü ERP Seçimi Nedir?
Bu yaklaşım, bir şirketin gerçek ihtiyacını tam olarak anlamadan, çevreden duyulan önerilere veya başkalarının yüzeysel deneyimlerine dayanarak ERP tercih etmesi anlamına gelir. “Rakiplerimiz şu sistemi kullanıyor, biz de aynısını alalım” veya “Tanıdık bir firma bu yazılımdan memnun, biz de kullanalım” gibi bir mantık, uzun vadeli başarıdan uzaklaşmanıza neden olabilir.
Hızlı Kararlar ve Stratejik Analiz Eksikliği
Birçok şirket, dijital dönüşümün farkına vardığında, bunu acil bir gereklilik olarak görür. Çoğu zaman ERP seçim süreci şu mantıkla yönetilir: “Kan kaybından ölüyoruz ve ERP bizim tek kurtuluşumuz!” Bu aceleci tavır, baştan sona planlanmış bir stratejik değerlendirmeyi ıskalamanıza yol açabilir.
Bir teknoloji lideri olarak, şirketlerin çözüm arayışında yaşadığı bu aceleciliği anıyorum. Ancak unutulmamalı ki, dijital dönüşüm projelerinde başarı, yalnızca teknolojiyi doğru seçmekle değil, bu teknolojinin şirket kültürüne entegre edilmesiyle mümkün olur.
Satış Sunumları ve Gerçeklik Testi

ERP tedarikçileri, şirketlere özel çözümler sunabilmek adına çok titiz bir hazırlık süreci yürütür. Bu süreç, potansiyel müşterilerin iş yapış şekillerini anlamak, sektörel özellikleri çözümlemek ve özelleştirilmiş çözümler sunmak için harcanan çabalarla doludur.
Ancak, en iyi sunumu bile yapsanız, nihayetinde karar vericiler şu soruyu soracaklardır: “Başkaları ne yapıyor?”. Ve bazen, tüm teknik detayları açıklamış olmanıza rağmen, yanıtı, tanıdık bir şirketin deneyiminden ya da sezgisel bir karardan ibaret olabilir. Bu, “körün köre yol sormasından” farklı değildir.
Strateji ve Kültür: Dengeyi Kurmak
Peter Drucker’ın şu ünlü sözü burada çok anlamlı bir yer buluyor: “Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer.” Ne kadar iyi bir strateji geliştirilirse geliştirilsin, eğer şirket kültürü bu stratejiyi benimsemeye hazır değilse, başarı şansı zıyadesiyle düşüecektir. Teknolojiye odaklanırken, insana ve şirket kültürüne olan yatırımı ıskalamamak çok önemlidir.
Geleceğe Yönelik Perspektif
Teknoloji liderleri olarak, ERP’yi yalnızca bir yazılım olarak değil, bir dönüşüm aracı olarak görmeliyiz. Şirketlerin yalnızca bugününü değil, yarınını şekillendiren stratejiler geliştirmesi gerekiyor.
Son olarak, teknolojiye dair E. M. Forster’ın bu etkileyici sözü hepimize rehber olsun: “Teknolojinin dününü akşamdan unuttuğu, bugününü sabahtan doğurup akşamında yok ettiği, yarınına ise kendisinin bile yetişemediği bu hızlı performans çağında, teolojinin düşünmeye cesaret edemediği amaçlara doğru hızla ilerliyoruz.”
Unutmayalım, dijital dönüşüm, yalnızca teknoloji değil, insanlar ve kültürle şekillenir.
ANAHTAR ÇIKARIM
ERP’nin meseleyi çözebileceğini, özgün problemler üzerinden gösterdiğiniz ve ERP alım sürecinin yalnızca bir teknoloji seçimi değil, kültür ve dolayısıyla insan odaklı bir süreç olduğunu anlattığınız masada bazen anlaşılamadığınızı ya da yanlış anlaşıldığınızı fark edersiniz.
Strateji ne kadar etkileyici olursa olsun, güçlü bir kültürle baş edemeyeceği gerçeği, Peter Drucker’ın ikonik sözü ”Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer.” ile adeta bir tokat gibi yüzünüze çarpar.
Meslek profesyonelleri olarak bu tokadı farkında olarak veya olmayarak kaç kere yedik? Sayısı belli değil.
Çoğu zaman İş dünyasının ‘Ölü Atlar Mezarlığı’nda dolaşırken; ”Taş olsak çatlardık! Dijitalleştik, dayanabiliyoruz.” demekten başka bir teselli kalmıyor geriye.

NOT: Bu yazı, ERP alım sürecindeki belirli bir hataya odaklanmakta olup, tüm firmaların bu hatayı yaptığına dair bir genelleme yapılmamalıdır. Ayrıca, yazıda firmalara yönelik herhangi bir olumsuz değerlendirme veya ERP tedarikçilerine yönelik bir övgü amacı güdülmemektedir.” Önümüzdeki yazılarımızda ERP tedarikçileri tarafındaki hatalara da değineceğiz. Önce iğneyi kendimize sonra çuvaldızı başkasına batırmaktan geri durmayacağız!
BİR SÖZ: ”Teknolojinin dününü akşamdan unuttuğu, bugününü sabahtan doğurup akşamında yok ettiği, yarınına ise kendisinin bile yetişemediği bu hızlı performans çağında, teolojinin düşünmeye cesaret edemediği amaçlara doğru hızla ilerliyoruz.” ( E. M. FORSTER)